Saturday, February 14, 2015

Faiz Ahmad Faiz'den ''Göreceğiz!''

Mustafa Subhi Bakü'de Şark Halkları Kongresi'ne gittiğinde kayıt formunda din hanesine 'İslam' yazar, şehadetini bugüne dek Müslümanların dert etmemesi siyaseten müflisliğin bir başka ifadesi. Müşir Kidwai'den Ubeydullah Sindi'ye, Subhi'yle aynı dönemlerde sömürge olarak yaşayan Hint Müslümanları Sovyet Devrimi'ne pek sevinir, İslam'ın Bolşeviklikle çatışmadığını söyleyen risaleler yazarlar. Sovyetlerin tüm sömürülenlere özgürlük çağrısı karşılık bulur. 

Türkiye'deki her mankurt müslümanın ağzından sular damlatan Hindistan Hilafet hareketinde de Bolşeviklik tutulur. Aligarh'tan Türkiye'de Kurtuluş Savaşı'na destek için yola çıkan 100 öğrenci Taşkent'de dönemin meşhur Marksistlerinden Menapandra Roy'la (Stalinist Nazım'ın Roy Dranat'ı) karşılaşır, Roy grubu ikna eder ve 50si Türkiye'ye devam ederken diğer 50 Moskova'ya Devrimci Doğu Halkaları Üniversitesi'ne gider. Şevket Osmani gibi öncü kişileri doğuran bu Hilafetçi ekip döndüklerinde Hindistan Komunist Partisi'ni kurar. Evet tane tane söyleyeyim, Hint Komunist Partisi'ni Müslümanlar kurar. 

Komunistler ülkenin taksimine en baştan karşı çıktı. Terakki Pesend Tahrik namvar edebi hareket Parti'yle münasebet üzereydi. Faiz Ahmad Faiz'de bu dönemde yetişti. Hindistan'ın Bolşevik Müslümanlarından. 

Göreceğiz! /ہم دیکھیں گے Faiz'in en meşhur şiirlerinden, Ziya'ül Hak dönemine isyanın şiiri. İslamlaştırılma adı altında halkın devlet dinine tabi kılınmasına isyan. 6.dk'nın başlarında sesi açarsınız 'inkilab zindabad' (Yaşasın Devrim!) seslerini duyabilirsiniz.

Ikbal Banu bu şarkıyı söylediğinde sari (Hindistan'da kadınların en temel aksesuarı) Hindu kültürüne ait diye yasaklanmıştı, 84'te Lahor'da Banu sahnede siyah bir sari giyer, ve başlar:





Göreceğiz
Olacak, biz de göreceğiz
Göreceğiz

Vadedilen o günde
Levh-i Mahfuz'da yazılmış

Göreceğiz

Zulümden mürekkep dağlar
Pamuk gibi savrulduğunda
Biz mahkumların ayakları altında
Arzın  kalp atışları duyulacak
Ve ehl-i hükümün üzerinde
Yıldırımlar parçalanacak

Göreceğiz

Allah'ın arzının Kabe'sinden
Tüm putlar kalkacak
Haram sayılan biz alnı paklar
Bizleri başköşeye alacaksınız
Bütün taçlar atılacak
Tüm tahtlar alaşağı olacak

Göreceğiz

Geriye Sadece Allah'ın namı kalacak
Gayb ve hazır olan
Manzar ve Nazır olan
Ene'l Hak narası yükselecek
Sen de ben de parçasıyız bunun
Hüda'nın yaratması hükmedecek
Sen de ben de parçasıyız bunun

Göreceğiz
Olacak, biz de göreceğiz
Göreceğiz


ہم دیکھیں گے، ہم دیکھیں گے
لازم ہے کہ ہم بھی دیکھیں گے

وہ دن کہ جس کا وعدہ ہے
جو لوح ازل میں لکھا ہے
جب ظلم و ستم کے کوہ گراں
روئی کی طرح اڑ جائیں گے
ہم محکوموں کے پائوں تلے
یہ دھرتی دھڑدھڑدھڑکے گی
اور اہل حکم کے سر اوپر
جب بجلی کڑ کڑ کڑکے گی
جب ارض خدا کے کعبے سے
سب بت اٹھوائے جائیں گے
ہم اہل سفا مردود حرم
مسند پہ بٹھائے جائیں گے
سب تاج اچھالے جائیں گے
سب تخت گرائے جائیں گے

بس نام رہے گا اللہ کا
جو غائب بھی ہے حاضر بھی
جو ناظر بھی ہے منظر بھی
ااٹھے گا انا الحق کا نعرہ
جو میں بھی ہوں اور تم بھی ہو
اور راج کرے گی خلق خدا
جو میں بھی ہوں اور تم بھی ہو
لازم ہے کہ ہم بھی دیکھیں گے۔۔۔

Thursday, February 12, 2015

Umrao Can'ın Gazeli ''Kalp nedir ki?''

20.yy Urduca şiirinin ve Hindistan sinemasının en mühim isimlerinden Şehriyar, Umrao Can'ın efsanevi film uyarlaması için bir dizi gazel yazdı. Bugün Bollywood sayesinde Urduca kelimeler her zamankinden daha yaygın, çünkü bu sinemanın ortaya çıkışıyla beraber senaristlerin ekseriyeti ülkenin edebiyatçılarından çıktı. Urduca bu dönemde -50'ler- halihazırda ilerici bir dildi. Burada ilericiden kasıt Avrupai vs. değil, Terakki-pesend Tahrik namvar bir edebiyat hareketi sebebiyle Urduca edebiyat Hindistan çapında sosyal meselelerin, solculuğun, kamusal alanın dili haline geldi. Şehriyar bu dönemin insanlarından yazdığı harika senaryolar, gazeller hala zinde.

Mirza Hadi Rüsva'nın yazdığı 'Umrao Can Ada' (امراؤ جان ادا) Urduca'nın ilk romanlarından. Rüsva'nın Umrao Can'a hayatını anlattırdığı bir muhavere şeklinde terkib olunmuş, 1857 öncesi Hindistan elitinin dünyasını anlatması bakımına çok önemli bir eser. Umrao 'odalık' ya da 'fahişe' değil, bir tevaif -zenginlerle oturup kalkan kısa sürelerle evlenebilen yarı bağımsız okuma yazma bilen çeşitli sanatlar icra eden kadınlara deniliyor. Kitap birçok dile çevrildi, tabiki Türkçesi yok. 

Asha Bhosle söylüyor, başrol oyuncusu Rekha Kathak denilen dansı icra ediyor. Keşke bizim de böyle güzel geleneklerimiz kalaymış Osmanlı'dan, hüllecilik vs tüm güzellikler kayboldu.



Umrao Can'ın Gazeli ''Kalp nedir ki?''

dil çiz kiya hai? aap merii can liijiye
Kalp nedir ki? Al canımı


bas ek baar meraa kahaa maan lijiye
Ama bir kez olsun, kabul et:


is encumen men aap ko aanaa hai baar baar
tekrar ve tekrar bu meclise geleceksin


divaar-ı-dar ko ghaur se pahchaan liijiye
Duvarları kapıları iyi öğren


maanaa ki doston ko nahiin dostii kaa paas
Doğrudur dostlar dost kalmazlar 


lekin yah kyaa ki ğayr kaa ihsan liijiye?
Ama bu demek mi elalemin ihsanına muhtaç kalalım

kahiye to asuman ko zemin par utaar laaye.n
Eğer istersen gökyüzünü getiririm ayaklarına

müşkil nahin hai kuçh bhii agar Thaan liijiye
Eğer gerçekten istemişsen hiçbirşey müşkil değil

dil çiz kiya hai? aap merii can liijiye
Kalp nedir ki? Al canımı

bas ek baar meraa kahaa maan liijiye
Ama bir kez olsun, kabul et.

Wednesday, February 11, 2015

Habib Calib'den iktidarın danışmanlarına

Habib Calib 20.yy Urduca şiirin toplumsalcı protest kanadının en incelikli en keskin isimlerinden biri. Her şiiri olay olur, her şiiri ezberde kalır, her şiirinden hapse yatar. 1958-69 arası darbeyle başagelen, Bangladeş'teki katliamların, savaşın ve bölünmenin sorumlusu Eyüp Han (Ayub Khan) yönetimdeyken yazar bu şiiri, bir başka şair vesilesiyle.

polis destan yazıyor, Calib cop yerken

Nasıl Türkiye'de her yandaş vakfa bir tekke, iktidara sakilik eden her entellektüele-akademisyene bir köşe, bir makam, bir kadro düşüyorsa, Eyüp Han'da herkesi yemlemeyi adet edinmişti. Milli Marş'ın yazarı Hafız Celandari'de bunlardan biriydi, birgün Calib sahib zat-ı alileriyle karşılaşır, Hafız'da danışmanlık işinin yoğunluğundan yakınır.

Müşir (danışmanlar) şiiri buradan doğar. Aşağıdaki vidyoda bu karşılaşmayı anlatıyor: ''nasılsınız efendim dedim, sanki sizinle konuşarak bir kıyak geçiyordu, Yukarı'ya (uppar) danışman oldum dedi, Allah'a mı dedim?, hayır be aptal Eyüp Han'a, gece 3te arıyor, Hafııız napayım söyle...'' Habib Calib tabi dayanamamış siyasi hiciv klasikleri arasında giren bu şiiri yazmış.

Geçmişte yatsıdan sabaha konuşa konuşa İslam devleti kuran, anayasasını yazan abilerin hepsi bugün danışman oldu. Davutoğlu'sundan Ahmet Öztürk'üne, MİT'e katılan Nuh Yılmaz'dan dünyanın mühim Molla Sadra uzmanlarından İbrahim Kalın'a herkes -Habib'in deyişiyle- ''Allah'ın Nuru'' sandıkları efendilerine çevirdiler kıbleyi. Türkiye Pakistan'laşıyor, ATÜT tartışmalarına malzeme olacak kadar feodalleşiyor. Sevgili danışmanlar, sizden geriye necis bir ülke, hamasetten çatlamış toprak, ve kuzeyi göstermeyen pusulalar kalacak.

Habib Calib'in Külliyatı burada, sf 140-143 arasında bu şiir.



Müşir / Danışman

Ona dedim ki
Bu yüz milyon
Cehlin zirvesi
Zihinleri uykuda.
Her ümit hüzmesi
Kayboluyor karanlığın içinde.
Doğru bu haber,
Çoktan mefta olmuşlardı,
Bir halk ki bilinçsiz,
Ve yaşam bulaşmış onlara
Ve sen de
Dertlerine deva var

Ona dedim ki
Ona dedim ki

Sen Hüda'nın nurusun
Aklın ve bilincin mücessem halisin,
Tüm vatan seninle,
Ve varlığın sebebiyle
Mümkün mülkün necatı!
Sen yeni bir sabahın güneşisin
Sadece gece, senden sonra
O konuşan üç beş kişi,
Şer işler peşinde hepsi!
Kopar dillerini,
Sık boğazlarını.

Ona dedim ki
Ona dedim ki

Belagatlerinden gurur duyanlar
Dilleri lal olmuş,
Sessizlik hakim toplumda,
Misali görülmemiş bir fark var belli
Dünle bugün arasında
Kendi seçimleriyle, senin hükmünde
Bir halk hapiste

Ona dedim ki
Ona dedim ki

Çin
Çin bizim dostumuz
Ona canımız feda
Fakat oradaki nizam!
Aman uzak duralım ondan
Uzaktan edelim selam
Bu yüz milyon üçkağıtçı
Derler onlara avam,
Tabi ki hükümran olamazlar, ama
Sen! Sen! Sen! Sen hakikatsin, birer yanılsama onlar
Ve işte şudur duam:
Kal Hep Başkan!

Ona dedim ki
Ona dedim ki


ASLI:



میں نے اس سے یہ کہا
یہ جو دس کروڑ ہیں
جہل کا نچوڑ ہیں
ان کی فکر سو گئی
ہر امید کی کرن
ظلمتوں میں کھو گئی
یہ خبر درست ہے
ان کی موت ہوگئی
بے شعور لوگ ہیں
زندگی کا روگ ہیں
اور تیرے پاس ہے
ان کے درد کی دوا
میں نے اس سے یہ کہا
تو خدا کا نور ہے
عقل ہے شعور ہے
قوم تیرے ساتھ ہے
تیرے ہی وجود سے
ملک کی نجات ہے
توہےمہرِ صبح نو
تیرے بعد رات ہے
بولتے جو چند ہیں
سب یہ شرپسند ہیں
ان کی کھینچ دے زباں
ان کا گھونٹ دے گلا
میں نے اس سے یہ کہا
جن کو تھا زباں پہ ناز
چُپ ہیں وہ زباں دراز
چین ہے سماج میں
بے مثال فرق ہے
کل میں اور آج میں
اپنے خرچ پر ہیں قید
لوگ تیرے راج میں
آدمی ہے وہ بڑا
در پہ جو رہے پڑا
جو پناہ مانگ لے
اُس کی بخش دے خطا
میں نے اس سے یہ کہا
ہر وزیر ہر سفیر
بے نظیر ہے مشیر
واہ کیا جواب ہے
تیرے ذہن کی قسم
خوب انتخاب ہے
جاگتی ہے افسری
قوم محوِ خواب ہے
یہ ترا وزیر خاں
دے رہا ہے جو بیاں
پڑھ کے ان کو ہر کوئی
کہہ رہا ہے مرحبا
میں نے اس سے یہ کہا
چین اپنا یار ہے
اس پہ جاں نثار ہے
پر وہاں ہے جو نظام
اس طرف نہ جائیو
اس کو دور سے سلام
دس کروڑ یہ گدھے
جن کا نام ہے عوام
کیا بنیں گے حکمراں
تُو ‘یقین‘ہے یہ ‘گماں‘
اپنی تو دعا ہے یہ
صدر تو رہے سدا
میں نے اس سے یہ کہا
Çeviriyazım:

Meine us se ye kaha 
Ye jo das crore hain, 
Jehl ka nichor hain, 
Inki fikr so gayi, 
Har umeed ki kiran 
Zulmaton me kho gai 
Ye khabar darust hai 
Inki maut ho gai 
Be shaoor log hain
Zindagi ka rog hain
Aur tere paas hai 
Inke dard ki dawa  

Meine us se ye kaha 
Meine us se ye kaha 

Tu khuda ka noor hai
Akl hai shaoor hai 
Qaum tere saath hai 
Tere hi wajood se 
Mulk ki najaat hai 
Tu hai mehr-e-subh-e-nau 
Tere baad raat hai! 
Bolte jo chand hain 
Sab ye shar pasand hain! 
Inki kheench le zabaan
Inka ghoont de gala 

Meine us se ye kaha
Meine us se ye kaha

Jin ko tha zaban pe naaz 
Chup hain wo zaban daraaz 
Chain hai samaaj me
Bemisaal fark hai 
Kal me aur aaj me
Apne kharch par hain qaid 
Log tere raaj me 

Meine us se ye kaha
Meine us se ye kaha

Cheen
Cheen apna yar hai 
Us pe jan nisar hai 
Par wahan jo hai nizaam 
Us taraf na jaayiyo 
Us ko door se salaam 
Das crore ye gadhe 
jin ka naam hai awaam 
Kya banain ge hukmaran 
Tu!, tu!, tu! yaqeen hai ye gumaan 
Apni to dua hai ye 
Sadr tu rahe sada 

Meine us se ye kaha
Meine us se ye kaha



Sunday, February 8, 2015

Halil Calib'in 1984 Referendumuna cevabı / ریفرنڈم

1984'teki ''Ziya'ül Hak versus Ziya'ül Hak'' seçiminde  İslam mı, kafirlik mi sorusuyla referanduma giden Pakistan'da Halil Calib durmaz tabi, referandum günü iki arkadaşıyla arabaya atlar Karaçi'yi gözlemler, akşamına o meşhur şiir hasıl olur. Şiirin be-mağni be-hengam tha dizesi muhteşem, seçmekten alıkoyulduğumuz seçimlerin tarigi 'anlamsızlığın hengamesizliği'. 2000sonsuza dek iktidarını yeniden üretme hülyasına kapılmış bir iktidarda  pek tabii  ki daha çok farkına varıyoruz hayatın evlere sıkışmasını. Yeni iç güvenlik kanunuyla muhalif olmanın suçlaştığı ülkede sokaklara cinler musallat olmuşçasına yaşam ricat ediyor.

Referandum

Nereye kayboldu şehir
Ya cin bastı ya da referandum

Kendilerini duvarların arkasına kitlemiş insanlar
Ve dışarıda devasa bir sessizlik

Birkaç sakallı vardı etrafta
Tutuyorlardı matemini imânın

Merhumlar da oradaydı
Hakikatin cenaze alayında

19 Aralık'ta
Anlamsızlık hengame çıkartmadı

Ya hakim böyle karar aldı
Ya da gazetede bir reklamdı



ریفرنڈم

1984: Ziya'ül Hak'ın Pakistan'ı İslamileştirme Referandumu

Türkiye ne'leşiyor sorusunda neden hiç Pakistan'ı hatırlamıyoruz acaba? Türkiye'nin hem ideolojik ikizi hem de halklarımız kardeş. Pakistan'la müşterekliklerimiz hep vurgulanagelir de bir tahlile girişilmez. Biz de girişmeyeceğiz şimdilik, lakin bir vesika paylaşayım istedim.



Ziya'ül Hak 77'de iktidara geldi ve 88'e dek Pakistan'ı (pakilerin deyişiyle) al-Bakistan yaptı, selefileştirdi. 19 Aralık 1984'teki referandumda %98,5 EVET'le aşağıdaki ibret-âmiz metni 'Yeni Pakistan'ın temeli kıldı. 80'lerden beri Pakistan fikren ve madden çölleşiyor, sonu gelmez bir retorik İslamcılığına mahkum, herkesin herkesi dinle tedib ettiği, dinin herşey olduğu ve dolayısıyla hiçleştiği bir topluma dönüştü. Aşağıda bunun belgesi var.

Bu referandumda soru başka sonuç başka: referandum hukuken ziya'nın 5 sene daha Başkan kalmasını öngörüyor, ayrıca 1973 anayasasıyla kurulan İslami İdeoloji Konseyi'ni (Council of Islamic Ideology) temel yasama organı yapıyor. İnsan aklına yapılmış bir şaka gibi. 

*LA Times o vakit editöryelde durumun saçmalığına işaret etmiş, büyükelçinin itirazı da ayrıca okunmalı.


Referendum 

Kya ap sadr-e-Pakistan cenral [general] Ziya el-Haq ke us amal ke teyid karte hein co inhone pakistan ke gavanin ko quran-i haqim aur sunnat-i resul-i sallalahu aleyhi ve sellem ke mutabık islami ahkamat se hemahenk karne aur nazariye-i pakistan ke tahaffuz ke liyee şuruğ kya he umid kya ap is amal ko cari rakhne [okuyamadım] karne aur tanzim aur puraman? tariqe se iktidar-e huddam ke [okuyamadım] ko muntakil karne ki himayat kare hein.


Tercümesi:

Siz Pakistan başkanı Ziya'ül Hak'ın başlattığı 'Pakistan'ın kanunlarını Kuran-ı Hakim ve Sünnet-i Resulullah'a (sav) mutabık kılma ve islami hükümlerle uygunlaştırma, ve Pakistan ideolojisinin korunması için başlayan süreci, bu sürecin devam ve tahkimi için, barışçıl ve düzenli bir şekilde, iktidarın halkın temsilcilerine geçmesini onaylıyor musunuz?
Evet
Hayır 





not: 3. dil pancabça


Addendum, 1987 Türkiye'sinde Ziya, Kenan Evren'in konuğudur, ilkokul çocukları sokağa dökülerek Umre'ye uğurlanır.




Saturday, February 7, 2015

İkbal'in manzum bir şiir eleştirisi ''Bergson'un Fikirleri Işığında Bedil'e dair Görüşler''


İkbal'in mühim bir siyasi olduğu bilinse de Türkçe'de gerek Hint Müslümanları üzerine kaynakların yokluk derecesindeki kıtlığı gerekse şairliğinin tarihsel bir özne oluşunu unutturmasından dolayı pek dikkat çekmez. 20.yy'da İslamcılığı dönüştüren Reconstruction tercüme edildi defaatle, Rahim Acar'ınki en mükemmeli. Gelgeleli felsefe dışındaki yazıları daha yeni basıldı. 2011 yılında İnkilab yayınları İngilizce'den tercüme İkbal'in Konuşma ve Yazıları'nı bastı.

مطالعہ بیدل ۔ فکر برگساں کی روشنی میں ''Bergson'un Fikirleri Işığında Bedil'e dair Görüşler'' İkbal'in vefatından sonra yayınlanmış bir çalışması. Bergson'un yüzyıl başı Türkiyesinde olduğu gibi dünyanın her yerinde en büyük fikri otorite olduğunu unutmamak lazım. Bergsonizmin küreselliğine bir örnek bu metin, İkbal'in genel anlamda felsefi külliyatında da elan vital kavramının da eleştiri noktasında kullanımına bir örnek.

Karşılıklı okuyup çalışmak imkanı var: urducası, ingilizcesi

Ben ilk sayfayı çevirdim antreman olsun diye.

önce urduca sonra benim Türkçe tercümem sonra ingilizcesi var, ingilizcesinin ne kadar farklı olduğunu kendinizde görebilirsiniz. Tercüme'de emin olamadığım 1-2 yer var, bir iki danışayım tashih ederim.





Tercümem:

Bergson'un Fikirleri Işığında Bedil'e dair Görüşler

Ekberabad'lı Mirza Abdülkadir Bedil ali derecede bir müfekkirdi. Belki de Şankar Açarya'nın zmaanında sonra Hindistan'ın en azametli müfekkir-şairi. Elbette Şankar Açarya son derece akıllı bir mantıkçıydı. Katı varoluşumuzu ta ki orada mevcud bulunan evrenselin soyut özü üzerindeki örtüyü kaldırabilmek için büyük bir acımasızlıkla (be-rahmi) tahlil etti. Bedil için, Şair Bedil için tahlil taba'n sıkıntı doğuran bir şeydi, sanat dışı (gayr-i fenkarane) bir iş gibi geliyordu. Bu özel alim meseleye son derece latif bir şekilde bakıyor, mevcud soyut özün yalnızca belli bir nokta-i nazardan görülebileceğine işaret ediyordu. İşte takdire şayan [ifade]:

Tercümesi: Deryanın yüzünü perdeleyemez dalga
Ey bihaber,bakıyorsun kapalı gözlerle, ama perde nerede?

İlaveten müstakbel şiirde (derc-i zeyl) şairin bireye dair görüşlerini, kendisinin Civ Atma'sında, görebiliriz:


[Tercümesi:] Şafak aslen karmakarışık ışık zerrelerinin düzensizliği ve lakin bizler sanki somut bir şeymişçesine bahsediyoruz ondan -münferid bir vahdet, bir maddeymişçesine.

Bedil diyor ki:   

Bu dünya denilen sahradaki halat u esbab, bana şafak gibi, yanlış olduğu bilinen maddi alakalar şeklinde beni alıkoyduysa da benim fıtratım buna tahammül edemiyor.
----


Bedil in the Light of Bergson

Mirza Abdul Qadir Bedil of Akbarabad is a speculative mind of the highest order, perhaps the greatest poet-thinker that India has produced since the days of Shanker. Shanker, however, is an acute logician who ruthlessly dissects our concrete sense-experience with a view to disclose the presence of the Universal therein. Bedil - a poet to whom analysis is naturally painful and inartistic deals with the concrete more gently and suggests the Universal in it by mere looking at its own suitable point of view:
"زموج پردہ بروے حباب نتواں بست
تو چشم بستہ اسے بے خبر نقاب کجاست"
“the wave cannot screen the face of the Ocean
O heedless observer, thou hast closed thine eyes, where is the veil”?
Again we have the poet’s vision of the individual (Jiv Atma) in the following verse:[22]
می کشم چو صبح از اسباب ایں وحشت سرا
تہمت ربطے کہ نتواں بست بر اجزاءے من
The dawn is nothing more than a. confused jumble of scattered particles of light, yet we talk of it as though it was something concrete, a distinct unity, a substance.
“The conditions (of life) in this wilderness of a world”, says Bedil, “have fastened upon me like the Dawn, the false charge of a concrete combination which my nature does not admit.”

Celal Soydan'ın Abdülhalim Şerar tercümesi 'Alamut Cenneti' nam-ı diğer فردوس برین‎

Türkiye'nin birkaç Urduca üstadından Celal Soydan hocanın 2009 yılında Abdülhalim Şerar'dan (عبد الحلیم شرر) yapıtığı فردوس برین‎ tercümesi Kryhos Yayınları namvar kitapları zor bulunan bir Ankara yayınevinden çıkmıştı (internette sadece şu sitede stokta gözüküyor).

Kitap Türkçe'deki çoook az Urduca tercümeden biri, urduca çalışacaklara şiddetle tavsiye olunur. Şerar modern urducanın mimarlarından biri. 1857 sonrası doğup büyümüş ve saraysız bir Urduca'nın dünyasının kuruluşuna katkıda bulunmuştur. Sayısız roman, hikaye, düzyazının yanısıra tarihçiliğiyle de anılır. Özellikle Güzeşte Lakhnav = Geçmişin Laknavı adeta Haşim'in yazmadığı bir 'Eski İstanbul Tarihi'dir. Eksik haliyle toplu eserleri 14 cilt tutuyor.

İleride burada Şerar'ın Osmanlı üzerine yazdığı birkaç şeye de değinmek, tercüme etmek istiyorum.

Bu yayına malesef herhangi bir giriş yazılmamış, halbuki 'urduca'nın ne olduğunu bile ekseriyetin bilmediği bir ülkede Celal bey kısa da olsa bir takdim (peş lafz پیش لفظ) yazılabilir, Şerar hakkında biraz bilgi verilir, en azından kitabın ne zaman yayınlandığı belirtilinebilirdi (1899). Umarım 2. baskısında bunlara mahzar oluruz.

فردوس برین‎'in Urducasını şuradan indirebilirsiniz.
- İngilizce tercümesi de var.




İlk sayfanın Urducası